Göster :
DENİZ'İN GEMİLERİ

DENİZ'İN GEMİLERİ

Çocuklar meraklıdır. Her şey ilgilerini çeker. Bazı konular daha çok ilgilerini çeker. Bu ilgilerinin içinde yaratıcılık saklıdır. Bu hikaye,  bir çocuğun gemilere olan tutkusunu anlatıyor. 

VERA'NIN ŞİFALI ÇİÇEKLERİ

VERA'NIN ŞİFALI ÇİÇEKLERİ

Papatyalarla kaplı beyaz renkli ülkeye gökkuşağını getirmek için fitoterapik bir yolculuğa çıkmaya ne dersiniz?
 
Vera’nın Şifalı Çiçekleri; arkadaşlığın, ekip çalışmasının ve de gözlem yapmanın başarıya ulaşmak için önemli olduğunu vurgulayan çiçek kokulu bir masal.

SAKAR ŞAKİR'İN MACERA GÜNLÜĞÜ 2 - KELEBEKLER VADİSİ'NDE 3 GECE

SAKAR ŞAKİR'İN MACERA GÜNLÜĞÜ 2 - KELEBEKLER VADİSİ'NDE 3 GECE

On sekiz yaş bariyerini aşana kadar yaz tatili cumhuriyetini mahvedebilecek tek şey; survivor children yaşamanıza neden olan kişilerdir.
 
Ağızlarındaki hava çubuklarından otuz tanesini uç uca eklesem denizin en dibindeyken rahatça nefes almayı başarabilir miyim? Eğer düşündüğüm kadar işe yarar bir prototip  olursa patentini alırım. Sonra da bütün dünyaya satıp zengin olurum ve okula gitmekten kurtulurum. Nasıl fikir? Bence süper!

SAKAR ŞAKİR'İN MACERA GÜNLÜĞÜ 1 - ARMUT PİŞ AĞZIMA DÜŞ

SAKAR ŞAKİR'İN MACERA GÜNLÜĞÜ 1 - ARMUT PİŞ AĞZIMA DÜŞ

Gaza gelmek doğru zamanlarda
yapılırsa eğlenceli bir aktivitedir.
Yetişkinler bu konuda çok acemi!
 
Macera oteli tatilinin hayatımızda bir şeyler değiştireceğini söylediklerinde neyi kastettiklerini tam olarak anlayamamıştım. Yunuslar ve köpek balıklarından bahsettiklerini sanıyordum. Meğer konu babammış!
Birileri için çocukluk korkularını yenme zamanı!

KUMA 3

KUMA 3

Kaçıp gitmenin imkânsız olduğu bir hayata
 tutunmaya çalışan iki KADIN!
İki kadını ayakta tutmaya çalışan yıkılmış bir ADAM!
 
Adam ilk kadına elini uzattı.
İkinci kadını arkasında bıraktı.
Ezo teslimiyet içinde fısıldadı:
Benim kaderimde sadece ikimiz vardık.
 
Arkadan bir ses…
Adam kuma karısına döndü. İlk kadını arkasında bıraktı.
Beritan acıyla gülümsedi.
Benim kaderim başkasına aitti.
 
Adamın elinde bir makas,
kadınların boyunlarında birer ip.
Şerwan Eroğlu kimin ipini kesecekti?
Hangi kadının elinden tutup yoluna devam edecekti?

SÜREYA GİBİ

SÜREYA GİBİ

Siz bu yazıyı okurken benden çok uzaklarda olacaksınız.
En az Süreya kadar…
 
Yollarımız elbette kesişecek.
Bakarsınız bu bir kitap olur, bir şarkı olur.
Belki de elinizde tutuyorsunuzdur bu sebepleri, hem de şu an.
Bu kıvılcımlar çıkmıyor boş yere,
Boş yere yanmıyoruz,
Sevinin!
Hayatınızın yüzde kaçını kaplıyor bu mutluluk denen kavram?
Hayatınızın yüzde kaçı mutluluk?
Umutlanın.
En az Süreya kadar...
 
Bu yad eller dünyasında elbet buluşacağız.
El ele tutuşacağız bir meydanda,
Haykıracağız gökyüzüne bakarak
Seni en çok biz hak ettik!
Biliyorum, bizden çok var.
 
Ben bu kitabı yazarken sizden çok uzaklardayım.
Ama kesişecek elbet yollarımız.
 
En az Süreya kadar,
En azından Süreya gibi…

BUKOWSKI'NİN KADINLARI

BUKOWSKI'NİN KADINLARI

Uzun süren ilişkilerin adamıydı o ama ilişkilerini sürdürmeyi başaramayan kadınların üzüntüsüne sebep olmak istemedi.

İnsanları memnun etmek için gerekli donanıma ekonomik anlamda sahip değildi ama birçok zenginin sahip olamayacağı kadar

kaliteli ve büyük bir aşk adamıydı.

Romantik değildi. Sadece önemser ve bunu hissettirirdi. Buna romantiklik demezdi. Kadınların arzularına karşılık verecek kadar savunmasız, sıradan bir erkekti. Her erkekte var olan dürtüleri vardı. Kadın tanımları başkalarınınkine benzemezdi. Ruhu olmayanların insan bedeni bir işe yaramaz, düşüncesi vardı.

Kadın düşkünü müydü? Evet. Kadınları seviyordu. Seksi seviyordu. Hangi erkek sevmez ki?

Alkolik miydi? Evet. Uzun yıllar ciddi bir şekilde alkolikti.

Huysuz muydu? Evet. Huysuz bir adamdı ve bir o kadar da huzur peşinde olduğu için kalabalıkta yalnız kalmayı seçti.

Sahtelikten uzak durmanın bir yoluydu bu belki de.

Mutlu muydu? Evet. Birçok insanın mutluluk tanımına uymayan bir anlayışı vardı. Sıkıntılı başlayan zor hayatı mutlu sonlandı.

Bukowski’nin, “Ben bence yazıyordum, insanlar kendince anlıyordu,” cümlesine bakınca şunu söylemeden geçemeyeceğim.

Ben Bukowski’den olma cümlelerimi Naz’ca yazdım.

Siz de Bukowski ben olsaydım, diye okuyun…

BAŞARI YOLU

BAŞARI YOLU

…Kendine o temiz sayfayı açtıysan eğer,
Bu yolu yürümeye karar verip gözünü kararttıysan eğer,
Başarı Okulu’ndan mezun olacağım, diplomam da hayallerim olacak diyorsan eğer,
 
Hoş geldin.
Sana olacakları söyleyeyim.
Nefret edenler olacak.
Şüphe edenler olacak.
Bir de “sen” olacaksın, hepsini yanıltacak.
Düşeceksin, kalkacaksın, canın yanacak.
Hepsinin sonunda, ulaşacaksın bir manzaraya.
Seninle yürüyenler birer birer yanından ayrılacak.
Zirveye ulaştığında soracaksın kendine,
Değdi mi hepsine?
Döneceksin arkana, göreceksin geldiğin yolu.
Hatırlayacaksın neden başladığını.
Göreceksin neden başladığını.
Gözlerin gururla dolu.
“Değdi” diyeceksin sonra.
“Yine olsa, yine yürürdüm bu yolu.”

YARASIN

YARASIN

Unutur mu bir erkek dizlerinin bağını çözüp,
ellerini nereye koyacağını şaşırtan ilk atışını kalbinin?
Öpmeye kıyamadığı saçların kokusunu?
Rengini bakarken ağzından bin bir çeşit kelebek fışkırtan gözleri?
Unutur mu bir erkek aynı saçların,
gözleri gençliğinin darağacı oluşunu?
Omuzlarını düşürüp, kafasını yere eğdiği günü?
Ezbere bildiği tek kapının çarpışını yüzüne,
yürüyebildiği ilk yolun yarılışını altından ayaklarının?
İçinde kaldığı enkazın üzerine taş üstüne taş eklediğini
istese çıkarıp canını vereceği insanın?
Unutur mu derin bir kesik, iltihaplı bir yara, çaresiz bir baba, evladını yitirmiş bir ana, yanmış bir ev, kurumuş bir toprak gibi hissedişini?
Peki;
Unutur mu bir erkek, uğruna
duvarları yumruklayarak ağladığı kadını?
 
Ayşe.
Hem ilk sevdam hem ilk yenilgim.
Hem yüzmeyi öğretenim hem bir kaşık suda boğanım.
Hem içimdeki ölü kelebekleri yeniden doğuranım
hem içimdeki ormanları yakanım.
Ayşe.
Hem ilk sarhoşluğum hem ilk ayılışım.
Hem devrimi ömrümün hem darbesi.
Şurada, tam ortasında sol göğsümün gözleri kıyameti andıran bir yara.
Feryat figan uyanışım uykulardan, avuçlarımı kanatırcasına sıktığım yumruğumu duvarlara savuruşum.
Ayşe.
Her gece 'burada olmayanlar için' diyerek
masaya vurduğum kadehimin kederli hikâyesi...

YUSUF YÜZLÜ DEMİR YÜREKLİ

YUSUF YÜZLÜ DEMİR YÜREKLİ

“Bak orada bir başına, yaralı bir güvercin var. Bacağı kırılmış, kırıldığı yerden kırmızı bir kurdeleyle bağlanmış. Özgür bırakılmış ancak uçmaya cesareti yok. Ya ölmeyi göze alıp kanat çırpacak ya da sonsuza dek uçmanın hasreti ile yanacak.”
 
Ben Erva… Ya da Demir Yürekli bir adamın hitabıyla Güvercin… En büyük şanssızlığımdı adım.
Ya da en büyük şansım…
 
Bir adam çaldı kapımı, kendi kadar karanlık bir gecede. Ve o adam çıkardı beni kırık dökük kümesimden.

TÜNEL - İS SERİSİ 1

TÜNEL - İS SERİSİ 1

İs Tanyel başarılı bir konservatuvar öğrencisidir. Sahnedeki başarısının devamlılığını sağlayabilmek uğruna adının önüne yerleştirilen birçok kötü sıfatı umursamaz.
    
Henüz daha lise yıllarındayken, adının karıştığı kötü dedikodular geçmişine ait bir canavar gibi onu bugününe kadar takip etse de dimdik durarak, aşk olarak gördüğü tiyatro için her türlü dedikodu ve iftiraya kulak tıkar. 
    
İs'i diğerlerinden ayıran yaşadıkları, onun kendini kötü bir insan olarak kabul edip, kötü bir insan olarak yaşadığına ikna ettirir. Aslında İs, annesi tarafından ilgiden yoksun büyümüş, babası tarafından çok küçük yaşlarda bir çocuk parkında terk edilmiş, yine küçük yaşlarda erkeklere olan güvenini kaybetmiş ruhu kanayan küçük bir kız çocuğudur. 
    
Peki aslında çok küçük yaşlarda erkeklere olan güvenini kaybetmesinin asıl sebebi nedir? 
Bir gün bir yabancının hayatına yaptığı ani girişle, zaten ağır kan kaybetmiş hayatında hiç beklenmedik değişiklikler oluşmaya başlar. Peki bu yabancı kimdir? Ve her şeyden önemlisi İs neden bu yabancıyı hiç sorgulamadan hayatına kabul etmiştir?
 
Şeytan kanadımın arasındaydı.
Şeytan kanadımın altındaydı.
Ben ağlıyordum.
    
Şeytan da benimle birlikte ağlıyordu.
    
İçimdeki bu yangına rağmen nasıl oluyordu da kemiklerim hâlâ küle dönmüyordu?
       
Yer yerinden oynuyordu, tüneller dağların kalbine çöküyordu, Otobüsün içinde evlerine gidenler de vardı, bir bilinmezliğe doğru yol alanlar da… 
Hepsi aynı tünelin içinde ölüyordu.

EVCİLİK OYUNU

EVCİLİK OYUNU

Oyunlar yalnızca çocuklar için mi sandınız?
Yanılıyorsunuz.
Bazı oyunlar sadece yetişkinler arasında oynanır.
Tıpkı bu evcilik oyununda olduğu gibi…
Sarper, oyunun kurallarını koymuştu.
Oldukça katı kurallar…
Kızına annelik yapılmasını istiyordu hem de Eliz tarafından. Eliz, ne kadar direnirse dirensin ona ve isteklerine engel olamamıştı. Adamın adı gibi sarp, engel tanımaz ve ışıl ışıl mavi gözlerinden değildi. Kesinlikle değildi! Ama o mavi gözlerin birebir kopyası olan küçük bir kızın bakışları, gülüşü, sarılışı ve o gözlerindeki muhtaçlık onu bu oyuna mahkûm kılmaya yetmişti.
Giriştikleri bu oyunda kazanan ya da kaybeden kimdi?
Hiç şüphesiz ki Eliz, sonunu düşünmeden dahil olduğu bu oyunda her bir hamlede adama yaklaşırken kazanamayacağından emindi.

DANS ET BENİMLE!

DANS ET BENİMLE!

Yüksek topuklarını kurallarıyla inşa eden, buzdan bir şatonun içinde yaşayan, ketum ve de cesur bir kadın;
Alin Aygen.
Attığı her bir adımdaki ahengi, güzelliği ve cesareti bakanı tekrar bakma isteği ile yakarken duruşundaki öz güven ve soğuklukla kendisine yaklaşılmasını imkânsız kılıyordu. Tasarladığı, bir kadının yürüyemese dahi sahip olmak için yanıp tutuşacağı topuklu ayakkabılarla moda dünyasının seyrini değiştiriyordu. 
Böyle bir konumda hata yapmak gibi bir lüksü yoktu!
Ama yapmıştı.
Hayatı boyunca yaptığı hiçbir hatayla yüzleşmekten kaçmamış, ardında bırakmayı bilmişti ta ki… Şimdiye değin! Ve yaptığı bu hatayı hatırlatırcasına döndüğü her kavşakta karşısına çıkan adam devam etmesini zorlaştırıyordu. 
Hız ibresini rotasından çıkarıp tutkuya dönüştüren, en umulmadık yerde karşısına çıkıp onu darmaduman eden, kilitlediği sandıklarının kilitlerini zorlamaktan çekinmeyen bu adam onun için bir gizdi.
Siyah Arabalı Prens’i.
Adam hiçbir uyarıya aldırış etmiyor, laf dinlemez haylaz bir çocuk gibi her denilenin aksini yapıp buzdan kalesinin duvarlarını zorluyordu. Bal rengi gözlerindeki sıcacık parıltılar burçlarını hedef alıyor, afacan gülüşü surlarını eritiyordu. Duvarların ardında kalmış küçük bir kız çocuğunu heveslendirip yoldan çıkartıyordu. Ama buna pişman olacaktı.
Ne de olsa kadınların en güçlü silahları beyinleriydi
bir diğeriyse topukları...

SEKİZ

SEKİZ

Ülke bir seri katil olayıyla sarsılmıştır.
Herkes sıradaki kişiyi merak ederken kurbanlar arasında bir ortak nokta tespit eder ekipler.
Bu ortak nokta onları bir kare fotoğrafa götürür.
Bir kare fotoğraf...
8 kişi...
6 ceset...
1 katil...
Sona kalan iki kişi…

BERDEL

BERDEL

Bir kadın, herkes için kendini feda edebilir miydi?
Bir adam, kendini feda eden kadının canını
acımasızca yakabilir miydi?
Sevenler, sevdaları uğruna ailelerini ezip onlara
sırtlarını dönebilir miydi?
***
Kadın, kendini feda etti.
Adam, kadının canını yakmaya ant içti.
Sevenler, sevdası uğruna herkesi hiçe saydı.
Sonrası mı?
Muazzam bir felaket!
Berdel fırtınası iki aile arasında koptu,
düşmanlığın kuyusunu daha derin kazdı.
 
Urfa toprakları bir kere daha ölesiye nefrete şahit oldu. Bir kere daha acıyla sınandı. Bir kere daha iç savaşı gördü. Bir kere daha hüznü ağırladı. Bir kere daha sevgiyle bağrına bastı kendine sığınanları…

AŞIKLAR BENCİL OLUR

AŞIKLAR BENCİL OLUR

Hatırlayacaksın...
Mutlaka gecenin bir yarısı aklına gelecek, 
seni şartsız koşulsuz dinleyen, seven bu adam!
Derdini derdi bilip, sen boş ver, desen de, anlat hadi ne olur bak, 
rahatlarsın belki, diye seni düşünen.
Pişman olacaksın ulan, gecenin bir yarısı uykundan uyandığında 
adımı sayıklayacaksın, o adamın koynunda!
Duymamıştır inşallah, diye dualar edeceksin.
Seçtiğin ve benim olmadığım o yeni hayatında, 
her yerde benden izler olacak.
Hiçbir sabah kahvaltıyı, o bana ilk geldiğin sabah hazırladığın gibi mutlu, 
koşa koşa hazırlamayacaksın!
Uykularında benimleyken görebildiğin rüyalar, 
bir kâbusa dönecek, eminim.
Neden bitti acaba ki, neden gittim onun hayatından, 
neden şu an o yok yanımda diye sorduğun soruların 
cevabını bile kendine veremeyeceksin!
Öyle saçma sebeplerle öldürdüğün bizi ve öyle basit sebeplerle 
seçtiğin yeni birini ve onunla olan günleri düşünecek, 
kahrolacaksın nefes aldığın her gece!
Senden ayrı açık kalmasın diye gözleri, seninle uyuyan, 
seninle uyanan bu adamdan sonra, seni yalnız uyutan, seni ayakta uyutan, 
seni ağlayarak uyutan o adam, cezan olacak işte ömrünce!
Ben seni affettim kadın!
Sen kendini affet yeter...
Sana hâlâ, onca yaşattığına rağmen edebileceğim tek duam:
Ben ağlayarak uyuduğum geceleri unutmadım 
ama sen her sabah gülümseyerek uyan!

KUMARBAZ

KUMARBAZ

“Şu sırada neyim ben? Koskoca bir sıfır. Yarın ne olabilirim? Hiç. Yarın ölür, yeniden dirilerek yeni bir hayata başlayabilirim!.. İçimdeki insanı iyice mahvolmadan kurtaracağım.”
 
Kumar bir riskti ve Aleksey İvanoviç bu riski almaya hazırdı. İyi de bir gözlemciydi hem. Ortadaki 12 kazandıktan sonra sondaki 12’nin kazandığını keşfetmişti. Sondaki 12 numaradan sonra ise sıra ortadaki 12’ye geliyordu. Yaklaşık iki saat süren bu döngüde kazanabildiği kadarını kazanmak istiyordu. Ancak yine de söz konusu olan kumardı. Kaybetmek her zaman ihtimaldi!
 
Dostoyevski, dönemin çarpıklığını, sınıf farklılığının keskinliğini, bir adamın aşkı ve kumar tutkusunu gerçekçi ve etkileyici bir dille Kumarbaz’da ortaya koymuştur. Roulettenburg’da geçen bu hikâyenin yaklaşık üç haftada yazıldığı söylense de buna inanmak çok güç.

YERALTINDAN NOTLAR

YERALTINDAN NOTLAR

“Kötü biri olmayı hiç beceremedim, bırakın bunu, herhangi biri olmayı da beceremedim. Ne aksi bir adamım ne de uysal biriyim! Ne alçak ne de namuslu. Ne onurlu biri ne de bir kahraman. Şimdi hiçbir şey yapmadan köşemde pinekliyorum,” diyen bir adamın hikâyesi Yeraltından Notlar.
 
Yaklaşık yirmi yıldır hasta hisseden ama tedavi olmayacak kadar inatçı, içine düştüğü bunalımdan kurtulmamak için direnen, kendi kabuğundan çıkmayı kabul etmeyen ve hatta ideal yaşam süresinin kırk yıl olduğuna inanan, isimsiz bir adamın karanlık iç dünyasına doğru yolculuğa çıkarıyor sizi Dostoyevski.
 
Hatta Yeraltından Notlar, pek çok çevre tarafından da varoluşçuluk akımının başlangıcı olarak kabul edilir.
 
“Bizim gibi basit ve ölümlü insanlar en nihayetinde kaybediyordu.”

İNSANCIKLAR

İNSANCIKLAR

“İnsanın öz saygısı, gururu, güveni silinince, ahlaklılığın da dibi göründü demektir.”
 
Yoksulluk her dönemin en belirgin sorunlarından biri olmuştur. Geçim telaşı, iş bulma sıkıntıları, aşk, acıma ve fedakârlık hisleri arasında sıkışıp kalır Makar Devuşkin. Bir yandan kendine yetmeye çalışırken bir yandan da uzaktan akrabası olan ve derin hisler beslediği Varvara Dobroselova’nın sıkıntılarına çare olmaya çalışır.
 
1846 yılında edebiyat dünyasını Fyodor Mihayloviç Dostoyevski ile tanıştıran İnsancıklar, dönemin St. Petersburg’unu ve sıradan insanların hayatta kalma çabalarını çarpıcı bir şekilde göz önüne seriyor.

BEYAZ GECELER

BEYAZ GECELER

“Sevmek, güzel birine âşık olmak değil, o kişide bilmediğin bir zamanın, beklenmedik bir anında kendini bulmaktır.”
 
Genç bir adam, parlak ay ışıklarının aydınlattığı bir St. Petersburg gecesi ve yalnız bir kadın…
 
Beklenti, fedakârlık, acı, keder ve hayal kırıklığının aşkın içinde kendine nasıl yer bulduğunu anlatan Beyaz Geceler, bu anlamda diğer Dostoyevski eserleri arasında farkını ortaya koyuyor.
 
Kahramanın, genç ve güzel Nastenka’yla tanışması, ona âşık olması ve onun başka birini bekliyor olduğunu öğrenmesiyle birlikte yaşadıkları kararsızlık, belirsizlik ve bekleyiş içindeki bu üç karakterin yaşadığı dört beyaz gece, aynı zamanda bir film senaryosudur.

SÜPERİNSAN

SÜPERİNSAN

Neden vazgeçemediğini hiç düşündün mü?
Hayallerine sırt çevirdiğinde hayatın sana neden anlamsız geldiğini
hiç düşündün mü?
Kafanı nereye çevirirsen çevir, hayallerini görmenin sebebini
hiç düşündün mü?
İçinde üstün bir yaratığın uyuduğunu, ara sıra uyanıp seni uyardığını
hiç hissetmedin mi?
Gerçekten efsane olacak bir insan olduğunu,
fakat ataletin yakanı bırakmadığını mı düşünüyorsun?
Dürüst ol. Bu sen değilsin.
Bu kitapta bağımlılıkların, hayat felsefesinin, duygusal zekânın, id’in
ve hatta ne yiyip içtiğinin bile nasıl içindeki o üstün insanın
uykusundan uyanamamasına sebep olduğunu göreceksin.
Şampiyon olarak doğduk, fakat büyüdükçe
bize sıradan olduğumuz öğretildi.
Artık oyunun kuralları değişti.
Süperinsan zincirlerini kırıyor. Uyanmasına kimse engel olamaz.
Eğer bu satırları okuyorsan uyarıldın.
Zaman hızla akıyor ve ölüme doğru ilerliyorsun.
İsminin sonsuza kadar yaşaması senin ellerindeyken,
daha ne bekliyorsun?
Kaderinden kaçamazsın Süperinsan.
Bu kitapla yeniden doğuyorsun.

 

YARIM KALANLARA

YARIM KALANLARA

Gece yarıları uyanıp katliamların içinde
sessiz ve sakin bir yer arayanlara,
Çıkmaz sokakları ezbere bilen,
Kendinden başka herkese faydası olan,
Yenilmedim, güçlüyüm yalanlarını söyleyen,
Vazgeçmemiş ama yarım kalanlara,
Birçok hikâyenin asıl kahramanlarına,
Sevdası kendinden büyük olan kadın ve adamlara
Ve her hikâyenin sonu gibi
Yarım kalanlara…

REYC - ASİ ÇAKILTAŞI SERİSİ 2

REYC - ASİ ÇAKILTAŞI SERİSİ 2

Tanrı, ölen çocuklar için cennette bir oyun parkı inşa etmiş, 
duydun mu?
Parkın içine kar yağıyormuş ama hiç soğuk olmuyormuş; 
güneş yanarak parlıyormuş ama asla yakmıyormuş.
Ölü çocuklar terlemiyor, düşse bile canları yanmıyor, 
asla hastalanmıyor, hiç yorulmuyormuş.
İçimdeki kız çocuğu kendini nefes boşluğundan vurdu.
Şarjörün içine yirmi altı kurşun dizdi; 
yirmi altı el sıktı nefes boşluğuna.
Yirmi altıncı patlama sesinde uykumdan uyandım 
ama onu kurtaramadım.
Yirmi altı seksek kutusu çizdim.
Yirmi altı kez zıpladım tek ayağımın üstünde.
Yirmi altı kez düştüm. Yirmi altı kez yandım.
Ben hiçbir zaman kendi kuyumdan su içmedim.
Tanrı'nın avuçlarındaki suya düşen yansımama baktım.
Reyc'e baktım.
Saatin anahtardan akrebi beni çocukluğumdan soktu.
Canım adam.
 

 

HERKES GİDER Mİ?

HERKES GİDER Mİ?

Ezbere bildiğim insanlar omuzlarındaki yükü, birlikte büyüdüğüm insanlar dertlerini, bırakıp gidiyor. Ağrılar, sancılar. Böyle birikir insanın içine, diyorum. Sonrası bir çiçeğe fazlasıyla benzeyen insanla karşılaşma zamanı. Her şey olabildiğince güzel, bir sokak çocuğunu sevindirecek kadar.Umut oluyoruz beraber. Bir çiçeğe çiçek veriyorum. Sonrası büyük enkaz. Herkes birilerine kendi enkazını bırakıp kaçma derdinde, diyorum. Sonrası aylarca süren sancı, ağrı. Annem çay yapınca geçiyor ama. Aile değerli şey, diyorum. Sonrası babamın bıçakları. Huzursuzluk. İsyan biraz. Değiştiremediği şeyleri kabullenemediği için intihar eden bir adamın hikayesi üzüyor beni. Sonra geçiyor. Unutuyorum. Unutuyor herkes her şeyi. Parklarda artık çocukların değil de alkoliklerin olması garip gelmiyor kimseye, diyorum. Her güzelliğin cebinde bir dönüş bileti var sanırım, diyorum. Biraz daha içmek bunun sonrası.  Sarhoşken yeni insanlarla tanışmak.  Kafam bir yıldız kadar güzel, herkes gider mi,  diyorum. Bu sorunun herkesi kaçırdığını fark ettim. Bilmekten korkuyor insanlar, diyorum. Yok yok. Duymaktan. Her güzel şeyin bir sonunun olmasının bir sonu olmaması, korkutuyor insanları, diyorum. Sonrası biraz daha sarhoşluk. Cevapsızlık. Dayanılmaz bir döngü bu. Yalnız öleceğinin farkında olan herkes, yalnızlaştırmaya çalışıyor kendini. Her kalabalık cadde, eninde sonunda boşalacak, diyorum. En sevdiğim şarkılar bitecek, annem bile gidecek. Öleceğiz, diyorum. Korkunç bir gerçek bu. Farkına vardıklarımdan kaçmak bunun sonrası. Sonrası boş vermek ve içmek biraz daha, sarhoşluk. Hazır kafam bir yıldız kadar güzelken, soruyorum, herkes, gider mi?

BİR KADIN SENİ SEVİYORSA

BİR KADIN SENİ SEVİYORSA

Bir kadın seni seviyorsa sana aittir. 
Mutlaka bir fotoğrafın vardır bir yerinde odasının, onu kaldırtma! 
Bir kadın seni seviyorsa uyumadan önce dua ediyordur, 
senin adınla başlayan dualar ve biten senin adınla, onu susturma! 
Bir kadın seni seviyorsa sana zarar veremez. Yalnız genç adam, 
kadınlar vazgeçtikleri adamlara da acımayı beceremez, bu da kalsın aklında… 
Bir kadın seni seviyorsa koklayarak öper seni. 
Seni seven bir kadın sevdiği kadar sarılabilirse kemiklerin kırılır. 
Ve bir kadın seni seviyorsa, sen ne kadar güçlüysen o kadar güçlü hisseder kendini, 
onu yanıltma. İlk darbede yere çakılma oğlum, ilk imtihanda sınıfta kalma! 
Ve asla, ama asla! 
Araya umutsuzluğu sokma. Orasıdır kadının şah damarı, umudu… 
Kesildiği an, vazgeçer kadın. 
Sevmekten, beklemekten, özlemekten, hatta dua etmekten… 
Can havliyle, kaçar. Yakalayamazsın. 
Artık o kadını üstüne alınamazsın. Sahip çıkamadığın kadına hesap da soramazsın. 
Kadınları bomba gibi düşün genç adam, 
Yanlış kabloyu kesersen onunla birlikte sen de patlarsın. 
Bak oğlum! 
Bu hayatta her şeyi alırsın, yalnız seni seven kadının yoktur fiyatı. 
Seni her şeye rağmen sevebilen kadını satın alamazsın. 
Cüzdanın kilo kaybettikçe, sevgileri eksilen sevgililerin olur en fazla... 
Falan filan sonra, bilirsin ya… Sen sen ol, o kadını satma! 
Bir kadın seni seviyorsa kavga eder. 
Hem birazdan boğazına yapışacak sanırsın hem görürsün gözlerindeki korkuyu. 
Kadınlar susmaz genç adam, susmuş kadın gitmiş kadındır. Susmuş bir kadın için, 
bitmiş bir adamsındır. Bu kadınların değişmez ve değiştirilmesi teklif bile 
edilemez olan maddelerinden biridir. Kadın olmanın kuralıdır... 
Bir şey daha vardır ki, 
Kuştur kadın! 
Ve bir gökyüzü vardır her kadının. Öyle bir havan olmalı ki adamım, 
senden göçmediği için, onu dondurmamalısın. 
Bunu bir zamanlar seni gökyüzü ilan etmiş kadının, 
başka bir gökyüzünde kahkaha atışını duyunca anlarsın…

GALATA SOKAĞI

GALATA SOKAĞI

Galata Kulesi’nin bir rivayeti vardır:

Galata Kulesi efsaneleri arasında yer alan belki de en ilginç efsane, en eski olanıdır. Bu efsaneye göre Romalılar şuna inanıyorlardı: Eğer bir kadın ve erkek, Galata Kulesi’ne ilk kez birlikte çıkarlarsa, onlar mutlaka evlenirler… Ama çiftlerden biri daha önce kuleye bir kere bile olsa çıktıysa bu, onlar için geçersiz sayılmaktaymış.

Elbet bir gün seninle İstiklal’de el ele yürüyüp sokak çalgıcılarını dinleyeceğiz. Kalabalığa aldırış etmeden Galata sokaklarında dans edeceğiz. Ellerin ellerime kokun gibi sarılmışken seni o Galata’ya çıkaracağım. 
Biraz daha zaman lazım, lütfen dayan…

BU KADINCI YALNIZLIK

BU KADINCI YALNIZLIK

Geç müdahale edilen bir yangının ortasında kalmış birini düşün...

Enkaz altından günler sonra çıkarılan birini...

Yüzme bilmiyorken, en derin sulara bırakılmış birini düşün.

 

Ve anla şimdi beni, hisset ne haldeyim.

Gelirsen, en fazla ölümü görürsün...

BANA BİR'AŞK ZAMAN VER

BANA BİR'AŞK ZAMAN VER

"Çok kalmayacağım sende, biraz sevip döneceğim yine kendime..."

Özgür Gümüşsoy

 

Şiirin rengârenk şapkasını giymek kolaydır, şık da durur üstelik. Ne var ki, şiire sıkı sıkı sarılan bir şair değilseniz, ilk rüzgârda uçup gider kafanızdan. Şiirin çamurlu ayakkabısını giymek ise zordur ve elbette kimse hoşlanmaz balçıktan. Ama has şiire giden yol buradan geçer. Şiirin ayakkabısı ilk giyişlerde şair adayının ayağına vuracak ve acı verecektir üstelik.Özgür Gümüşsoy da, şiirin süslü şapkasını değil, çamurlu ayakkabısını giyerek yola çıkanlardan… Şiirin ayakkabısının onun ayağına uyup uymayacağını zaman gösterecek. Ama şimdi diyor ki kitabının içinde çalıp duran dünyanın yaşlı saatleri: “Yolu da, zamanı da açık onun!”

Akgün AKOVA

 

 

Özgür Gümüşsoy’u okuduğumda, yazdıklarının özel bir zekâdan ve özgün bir algıdan damıtıldıklarını düşündüm... Başkalarına öykünerek yazıya yönelen pek çok genç insanın oluşturduğu nicel yığılmada, o, diğerlerinden büsbütün ayrışarak uçarı, atak ve bıçkın çağrışımlarla modern dünyada karşılığı olan kentli ve samimi bir dil kuruyor. Günümüz hız ve karmaşasında, karşılığı olan tümceleri hızlı, doğru ve bazen de buruk gülümsemelerle okunabilecek yazılara dönüştüren Özgür Gümüşsoy’un, sürdürürse eğer, yakın yıllarda özellikle gençler tarafından yaygın okunacak yazarlardan biri olacağına inanıyorum…

Yılmaz ODABAŞI

 

"Özgür Gümüşsoy'un kolajları, öyle diyorum, çünkü şiir ve düzyazının birleşiminden oluşmuş, bir bakıma şiirmetin diyebileceğimiz bir özellik taşıyorlar. Günümüz gençliğinin dilinden, jargonundan etkilenen ve beslenen bu şiirmetinlerde, bireysel sorunlar ve toplumsal sorunlar kadar, güçlü geleneklerimizden olan taşlama da kendine yer buluyor."

Haydar ERGÜLEN

PANŞEHİR

PANŞEHİR

bu ıslaklık. biraz yağmur. birazını ben ağladım. üzerimdeki çamur. ben de bazen battım ama çoğunu öyle attılar. anıdır kalsın diyorum. altımdaki kırmızı beni sakla diyor usulca. insan bazı anılarından çıkamadan kendini nasıl toplayabiliyor, nasıl şimdiki zamanda kalıyor, bilmiyorum. nerdeyim, bilmiyorum. ne yapıyorum, bilmiyorum. bu durumda hayal kurmak küstahlık benim için. kuruyor muyum, yaprak mıyım, bilmiyorum.

BİZ ÖLÜMDEN DOĞACAĞIZ

BİZ ÖLÜMDEN DOĞACAĞIZ

her an ölebiliriz değil aslında, bu çok yanlış ifade. her an ölüyoruz. bir saniye önceki ben öldü, dönemem, çünkü zaman aktı. akacak. bir saniye önceki her şeyi öldürdü. zaman kan gibi akar ve ancak sınırları içinde aktığı sürece zehirlemez, sınırlarının dışında geçen zaman hep öldürür ve bu yüzden her saniye mükemmel hızlarla ölürüz. bu yüzden şimdi ya da elli yıl sonra nefes alamayacak olmanın, başkasına ne katıp ne eksilttiğinle alakası vardır, senin hislerini başkalarının ne kadar taşıyıp taşıyamadığıyla vardır. artar azalır geçer acılar, hiç aynı kalmaz. acı gerçek, bunu hissedemediğin yerde başlar ve başladığını da hissedemezsin, hoşça kal.

İNATLA AĞIT

İNATLA AĞIT

geyikler ve balıklar arasında bu anlattığım. boynunda bir oltayla ormandan çıkarılıyorsun. uçurtmalar ile gece arasında bu, geceyle benim aramda nü. görmüyorsun ama elindeki histen hala uçtuğunu biliyorsun. onun nereye gidebildiği. bu sorun değil. birbirimizden diyorum, gittikçe yakınlaşıyoruz. tehlikeli diyorum. yıkım. çok tahliyeli bir enkaz. uçurumlarla dipler arasında bu. atlamıyorsun ama öldüğüne eminsin.

EMANET GELİN 2

EMANET GELİN 2

Bir oda düşünün… Odanın ortasında yuvarlak bir masa. Karşı karşıya oturan üç farklı kadın, üç farklı adam… Kesişen bakışların çoğunda sevgi, Kesişen bakışların çoğunda nefret, Kesişen bakışların çoğunda ise hasret vardı. ** Berçem, Barzan Hezeroğlu’nun gözlerine baktığında vaat ettiğim hiçbir ümidi boşa çıkarmadım anlamını severek okuyor. “Benim senden başka kadına ne kalbim ne huzurum var.” ** Helin, Miran Kara’nın gözlerine baktığında kalbini hunharca ezerek beynini işgal eden sözlerini tekrar tekrar duyuyor: “Yok ulan, sana karşı hiçbir şeyim yok. Sana karşı zerre sevgim, saygım, dokunmaya tahammülüm yok!” ** Alaz, Afran Sözeri’nin gözlerine baktığında evine gelip konuşmak isteyen adamın gözü karalığını sorguluyor. “İstediğim senin rızan. Eğer hayır dersen kendimi geri çekerim. Barzan’ın izin vermemesi için her şeyi yaparım.” ** Bu masada kaybetmek yok. Kazanmak için elim bir mücadele var. Kimi acısına, kimi mutluluğuna, kimi sonuna…

KEHF - ASİ ÇAKILTAŞI SERİSİ I

KEHF - ASİ ÇAKILTAŞI SERİSİ I

Dışarıda devam eden bir hayat, içimde kalbi duran ufak bir kız çocuğu vardı. Göğsümde bir labirent kurmuş, çıkışa varan tüm yolların sonunu onun mağarasının girişine yerleştirmiştim. Islanmaya başlamış bir kelebeğin kanadını nefesinle kurutamazsın, parçalarsın. Ona bunu anlatamadım. Bana bunu anlatamadı. Üstüme yağmaya, beni ıslatıp nefesiyle parçalamaya yemin etmişti. Üstüme yağmasına, beni ıslatıp nefesiyle parçalamasına izin vermiştim. Sanki bir mezarım vardı, yerini ondan başka kimse bilmiyordu. Bir adam dizlerimin önüne oturdu, yara izlerimi öptü. Bana tıpkı bir mağarayı anımsatan siyah gözlerle baktı. Biliyordum. Kehf benim kanatlarımı ıslatan yağmurdu. Kanatlarımdan ruhuma akıyordu. “Küçücüğüm.”

İKİDEN AZ BİRDEN FAZLA

İKİDEN AZ BİRDEN FAZLA

Ben kendimi biliyorum. Hayır, öyle değilsin, demeyin boşuna.
Ben, herkesin söylemek istediği ama içine attığı sözlerim.
Ben, hilekârım, yalancıyım, düzenbazım.
Ben kimsenin duymak istemediği ama gece olunca kendilerine itiraf ettiği sözlerim.
Ben, hepinizin boşa harcadığı zamanım. Boşa geçen zamana dönüp baktığınızda, genç olmak istediğiniz o pişmanlık dolu anım.
Ben, sizlerin gizlediğiniz, sakladığınız, üstüne duvar örüp arkanızda bıraktığınızım.
Ben, bir tartışmada aklınıza gelmeyen sözleri,  gece kendinize söylediğiniz zekânızım.
Ben, yarın size ne olacağını gösteren gelecek zamanım.
Ben, sizin yapmak istediğiniz ama yapamadıklarınızım.
Ben, sizin aynadaki aksinizim.
İçiniz kan ağlarken, dudaklarınızdaki sahte gülüşüm.
Ben, sizin yalanınızım.
Ben, içinizde kanayan yarayım.
Ben, sevişirken, bir başkasını hayal eden tarafınızım.
Ben, ilgilenmiyor gibi yaptığınız ama kıskandığınızım.
Kıskançlıkla, acımasızca başkasına attığınız çamurum ben.
Ben, geleceğiniz için, bugününüzü sattığınız her şeyim.
Ben sizin her şeyinizim,
Ben sizin hiçbir şeyinizim…
 

ZATEN KIRILMIŞ BİR KIZSIN

ZATEN KIRILMIŞ BİR KIZSIN

Gör istedim. Güzel bir manzara, yanımda sen varken anlam kazansın istedim. Duy istedim. Güzel bir nota, yanımda sen varken mana kazansın istedim. Yaşa istedim. Güzel bir an, yanımda sen varken an değil, anı olarak kalsın istedim. Gel istedim. Güzel bir yaz sabahı, yanımda sırf sen varsın diye güneş doğsun istedim. Gitme istedim. Beraber bir yastığa baş koymaktan ziyade, bir hayata beraber sırt dayayalım istedim. Üzül istedim. Beni mahveden şeylerin, senin gözünde bir damla yaş olmasını istedim. Kahrol istedim. Gittiğine, bittiğine, yaşadıklarına, bir daha yaşanmayacak olmasına sen de benim gibi kahrol istedim. Dağıl istedim. Beraber bir bütünken, yanında ben yokken bende bir parçanı ara, bulamayınca benim gibi dağıl istedim. Gitme demeni bekledim. Gidersen, geri dönersin diye bekledim. Bitmesin istedim. Beklentiler üzmüştü, avuç içlerinden tutup seni öpmek istedim…

YÜZÜN GÖKYÜZÜM

YÜZÜN GÖKYÜZÜM

Canımı yok saydım seni severken, canımdan can verdim sana. Yaralarını sarayım derken yaralar açtın, umursamadım. Her bir yaranı sarmama karşılık teşekkürün bir yara açmakla oldu bana. Öyle yaralar açtın ki bedenimde, dikiş tutmayan türden yaralardı bunlar. Sürekli kanayan ve kabuk bağlamayan türden. Bu ne anlama gelirdi, biliyor musun? Kan kaybından öleceğim anlamına gelirdi ama mutluydum, sen yaşayacaktın ve ben bunu göremeyecektim. Her zamanki gibi rüyalarda buluşacaktık elbet. Bu rüya hiç bitmeyecekti, ebedi sürecekti, sadece sen ve ben… Bazı insanlar gitmeleriyle ünlüdür. Ne kadar güzel giderler, değil mi? Ahım şahım, böyle şaşalı, göstere göstere, marifetmiş gibi sanki! Alışkındırlar tabii bu duruma. Onlara hava hoştur, düşünmezler, kafalarına bile takmazlar. Onlar için normal birisin, diğerlerinden farkın yoktur senin. Peki ya sen? Kafayı yersin hatam neydi, ne yaptım da gitti diye. Yiyip durursun kendini. Sabah akşam kaç mendil paketi biter ellerinde, sayabilir misin? Anıların gelir aklına, duraksayıp kalırsın, dalıp gidersin bir köşeye. Kapı tıklar, o an kendine gelirsin. İyi misin, diye bir soru! Cevap bellidir; iyiyim ama durum öyle değildir işte. Kırığım, döküğüm, paramparçayım. Gözlerinden akan yaşların hesabı yoktur. Silmekten kızaran o burun, hıçkırıklara boğulan bir adet sen. Onca insan yıkamazken, onun gidişi nasıl da yerle bir eder, iyi bilirim.

YALNIZ İNSANLAR SOKAĞI

YALNIZ İNSANLAR SOKAĞI

Erkekler birçok kez gider. Kadınlar bir kez...
Sözler erkeklerin ağzından çabucak çıkar, beklemeden.
Kadınlar bekleyip, içlerini ezip ezip bir tek kez söyler:   "Bitti! "
Bir kadın bir adamı gerçekten bittiğinde terk eder.
Sonra ne söylesen nehir akmaz geri doğru.
Nehirler geri akıtılıyorsa...  Hiç gerçekten konuşulmaz artık.
Hiç gerçekten gülünmez.
Hayat, yaşamanın bir kötü taklidi gibi gelir geçer; değmeden, deşmeden.
"Böyleymiş demek," dersin, "hayat böyle bir yermiş demek ki." Kendi kendini ikna edersin:
 "Böyle de yaşanıyor işte."
Bir gün ne tükeniyor, kimse bilemez. Kadınlarda hikâyeler,bazen hiç kavgasız, gürültüsüz bitiverir. O zaman işte, ölümlü olduğunu hatırlarsan eğer, gitmen gerekir.
 
Ece TEMELKURAN